Nübüvvet, yani peygamberlik inancı İslâmın inanç esaslarından biridir. Nübüvvet insanlar için hem bir örneklik kurumu hem de İlâhí vahy’in insanlara ulaşma aracıdır.
Bilindiği gibi Kur’an peygambere ‘nebi’, ‘rasul’ veya ‘mürsel’ demektedir. Her üçü de aynı anlamı ifade etmekle beraber aralarında küçük farklar olduğu söylenmiştir.
‘Nebi’, en sağlam ve doğru haberleri getiren anlamında haberci demek olup, çoğulu ‘enbiya’dır. (Bakınız: Nebi)
‘Rasul veya mürsel’, haber ve mesaj götüren anlamında elçi demektir. Rasulün çoğulu; rusûl, mürsel’in çoğulu ise; mürselín’dir. (Bakınız: Rasûl)
Nübüvvet kurumu Allah’a aittir. Rabbimiz, yarattığı insanın ihtiyaçlarını ve zayıf taraflarını bildiğinden dolayı, onun için gerekli ilâhí bilgileri, şeriatları ve prensipleri nübüvvet yoluyla göndermiştir. Bu kurum, Rab ile O’nun kulları arasında haberleşmenin yoludur. Bu haberleşme Allah’tan insana doğru ‘vahy’ ile, insandan Allah’a doğru ‘ dua ve ibadet’ ile olmaktadır.
Nübüvvet, insanın yeryüzündeki konumunu, görevlerini, geliş yerini ve varacağı yeri, gücünü ve kapastesini gösterir, öğretir.
Bu durum insanlık için bir okul gibidir. Hayatın nasıl yaşanacağını insan bu okulda öğrenir.
Nübüvvet, insanlara bir ‘örneklik’ kurumudur. İnsanın Allah karşısındaki konumunu bu kurum tanıtır. İnsanın nasıl olması gerektiğini bu kurum canlı örnekler halinde ortaya koyar. Vahy, insanları hayal olan bir hayata değil, önlerinde canlı olarak örnek olan peygamberlerin gösterdiği somut örneğe davet eder.
İnsan yaratılışından bir takım duygulara sahiptir. İradesiyle bu duygularını istediği gibi yönlendirir. Kendisine verilen nefis, iyi şeyleri de isteyebilir, kötü şeyleri de.
Toplu olarak yaşayan insanlar belli kurallara bağlı olmazsa, huzur olmaz, haklar yerini bulmaz. İnsan, tutkularının esiri olarak haddi aşabilir, mal ve dünyalığa sahip olmak isteyebilir, diğer insanlara hükmetmek, onları sömürmek isteyebilir. Bu aşırı davranışlar ise insanlar arasında düşmanlığa ve huzursuzluğa sebep olabilir. Bu karışıklığın çaresi adâletin yerleştirilmesidir.
Peki bu nasıl olacaktır ve kim yapacaktır ?
Adâletin sağlanması için bir takım ölçülere, kurallara ve prensiplere ihtiyaç vardır. Bu ölçüleri koyan kimse insan mı olmalı, yoksa insandan daha farklı bir üstün güç mü olmalı ?
Bu ölçüleri insan koyarsa şu ihtimaller akla gelebilir:
Bu ölçüleri koyan diğer insanlar üzerinde otorite kurar.
Ölçüyü koyanlara, kendi koydukları ölçü genellikle uygulanmaz
Konulan ölçülere uymak zorunda olanlar arasından daha güçlü birisi çıkar, o ölçüleri tanımaz ve kendisi yeni ölçüler koymak ister.
İnsanlar hiç bir zaman mutlak adalet ölçülerini bulamazlar. Çünkü insanın zayıf tarafları ve kapasitesinin yetersizliği söz konusudur.
Ölçüyü koyanlar diğer insan gibi olmalarına rağmen, onlar başkaları hakkında haksız yere ölçü koymaya yeltenirler.
İnsanlar için ölçü koyan öyle birisi olmalı ki bütün bu sorunlar olmasın. O, insanı temamen bilen ve insandan güçlü birisi olmalı. Ölçüye uyanlara mükâfat, uymayanlara ceza verebilsin. Gücü ve kudreti tartışılmaz ve hükmünde asla yanılma olmaz birisi olsun. Hiç bir noksanı olmasın, gerçek adalet sahibi olsun.
Böyle birisi elbette insanlar arasında olmaz. Bu sıfatları ancak âlemlerin Rabbi Allah taşımaktadır. O Allah, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak ilâhí prensipleri, halife olarak yarattığı insanlar arasından seçtiği peygamberleri aracılığıyla bildirmektedir.
Peygamberlik kurumu olmasaydı, şüphesiz insanlar doğru yolu bulamazlardı.
İnsan, beşer olması dolaysıyla kendi aklı ve iradesiyle nasıl hareket edeceğini, nasıl kulluk yapacağını bilemez. Üstelik zayıf tarafları vardır, hırs ve aşırı isteklere sahiptir. Bu şekilde yaratılan insanın sürekli ‘irşad’ edilmesi gerekir. Kendisine doğru yol gösterilmeli, iyi ve kötü şeyler anlatılmalı, kötülüklerden sakındırılmalı, iyi olan şeylere ve kulluğa teşvik edilmeli. İnsana, hiç şaşırmayacağı, mutlak doğru olan prensipler verilmeli.
Peygamberler bu anlamda insanları irşad eden ‘mürşid’lerdir. Öyleyse nübüvvet ‘ilâhí irşad’ kurumudur.
Dünya hayatını nasıl yaşayacağımız konusundaki prensipler Allah tarafından, peygamberleri ile bizi bildirilmeseydi, insanların hepsi bugünkü gibi, kendi kafalarına, yani kendi hevalarına uyanlar gibi olacaktılar. Ya da onlar sayısız uydurma dinlerin peşine gitmek zorunda kalacaklardı. Bilindiği gibi insanlardan pek çoğu Allah’ın gönderdiği dine tabi olmaktadırlar.
Nübüvvet, insanlara en güzel örneği sunmak için gönderilmiştir. Allah, kulları arasından en üstün ahlâklı ve en üstün nitelikli güzel kullarını elçi olarak seçti. Onlara ‘vahy’ini bildirdi ve bu vahyi insanlara açıklama görevini onlara verdi. Onları aynı zamanda, ‘insan nasıl olmalıdır?’, sorusunun önünde gerçek örnekler yaptı.
Günümüz insanı yeniden nübüvvet kurumuna ve onun mesajına muhtaçtır.