Posts Tagged ‘bamteli dinle’

Herkul Bamteli - Osmanlı, Yeniçeri ve İnsaf Perspektifi (08.03.2010)

Posted By admin

Osmanlı, Yeniçeri ve İnsaf Perspektifi

Soru: Bazen bir toplumun veya kurumun değişik fertlerinde meydana gelen kusurlar, o heyetin her bir ferdi tarafından işlenmiş; bazen de farklı zamanlarda vukû bulmuş hatalar, bir anda yapılmış gibi algılanarak suizanlara girilebiliyor. Dünden bugüne tarih ve müesseseler değerlendirilirken de böyle bir hatanın yansımaları olmuş mudur? Bu yanlışlığa düşmemek için, tarihimize bakarken ve muhataplarımızı değerlendirirken hangi hususlara dikkat etmeliyiz?

-İnsan, hazır bir lezzeti sonradan verilecek binlerce lezzete tercih edecek kadar acelecidir; bilhassa bu asırda, çok kimseler, bilerek ve severek dünya hayatını âhirete tercih etmektedirler. Dolayısıyla, bir heyet ekseriyet itibarıyla saf ve temiz olsa da, bazen onunla irtibatı bulunan bir kısım şahısların kusurları, o heyetin her bir ferdi tarafından işlenmiş gibi görülüp bütün heyet zan altında bırakılmaktadır. (01:03)

-Birkaç kişinin kötülükleri yüzünden koca bir toplum karalanamaz, karalanmamalıdır; yoksa, adaletsizlik yapılmış olur. Ezcümle, bugün, gözbebeğimiz saydığımız bir müessese içinde bazı cuntacılar da bulunuyor olabilir; fakat, o mücrimlerin varlığı, on binlerce masum insanı da içinde barındıran mübarek ocağın tamamının suçlanmasına mazeret sayılmamalıdır. (05:17)

-Tarihi ve geçmiş toplulukları değerlendirirken de insaflı olmak lazımdır. Mesela, Haricileri bile bütün bütün karalama haksızlıktır. Hariciler, bağnazlığa, huşunete ve hoşgörüsüzlüğe saplanmış, sertliğe, şiddete ve kabalığa sürüklenmişlerdi. Onları bilgi ve marifet değil, slogan, heyecan ve muhâlif olma düşüncesi yönlendiriyordu. Belki Kur’ân’ı çok okuyorlardı ama, onun zâhirî manasına sarılıyor, kendi anladıklarının dışında başka bir ihtimal kabul etmiyorlardı. Kendileri gibi düşünmeyen bütün insanları kâfir sayıyor ve bu hususta son derece acımasız, gaddar ve zalimâne davranıyorlardı. Bütün bunlara rağmen, o toplumu değerlendirirken de insafı elden bırakmamak, bazı iyi yanlarını görmezlikten gelmemek ve bir kısım fertlerin hatalarını umuma mal etmemek gerekir. (06:25)

-Tarihe “Haccâc-ı Zâlim” diye geçen, Emevîlerin meşhur valilerinden Haccâc bin Yusuf es-Sekafî gibi bir insanı değerlendirirken dahi onun kötülüklerinin yanında isabetli sayılabilecek icraatına ve iyi taraflarına da bakmak, yine insafı elden bırakmamak icap eder. (09:35)

-“Harama el uzatacaksak Allah canımızı alsın!.. Kendimiz için yaşayacak ve villalar edinme gibi dünyevî imkanlar peşine düşeceksek Allah canımızı alsın!..” Kur’an hâdimlerinin genel mülahazası budur. Fakat, onlar arasında da “dünya hayatını ahirete bilerek tercih edenler” bulunabilir. Bu itibarla, zaaflarının mahkûmu birkaç kişi yüzünden hizmet erlerinin umumunu karalamak da büyük bir insafsızlıktır. (13:53)

-İlahiyatçılar arasından da çarpık düşüncelerin temsilciliğini yapan kimseler çıkmıştır. Hadis-i şeriflerde, Horasan ulemasından taylesanlı (sarıklı) yetmiş bin insanın âhirzamandaki fitne mümessiline tâbi olacakları ifade ediliyor. (16:53)

-Dünden bugüne bizim binlerce âdil hukukçumuz olmuştur. Günümüzdeki bazı kötü örnekler yüzünden bütün adliyeyi tecrim etmek büyük bir yanlıştır. Geçmişinde, adalet âbidesi Hazreti Ömer ve Fatih cennet-mekan aleyhine hüküm verebilecek kadar hakperest Hızır Çelebi gibi hukuk adamları bulunan adalet sistemini, ufku kararmış bazı kimselerden dolayı toptan kötülemek de insafsızca bir saldırı sayılır. (18:34)

-Hazreti Üstad’ın ifadeleriyle diyecek olursak, “senin bir sene zarfında attığın tükürük, bir günde senden çıkmış bulunsa, içinde boğulacaksın. Müteferrik zamanda istimal ettiğin sulfato gibi acı ilâçları bir günde birkaç kişi istimal etse, hepsini de öldürebilir.” İşte aynı bunun gibi, Yeniçeri’nin bazı fertlerinin hataları herbiri tarafından işlenmiş ve farklı zamanlardaki kusurları toplanıp bir anda yapılmış gibi tasavvur edilirse, karşımıza çok çirkin bir tarih çıkar. Oysa, Yeniçeri’nin bir de fetih tarihi vardır. (22:26)

-Siyasetçilerin içinde bir sürü “eyyamcı” olabilir; fakat, Osman Gazi’den günümüzdeki karakterli idarecilere kadar pek çok nezih insan da çıkmıştır, çıkmaktadır onların arasından. Dolayısıyla, siyasîler ve idareciler de toptan karalanmamalıdır. (28.15)

Soru: Merhum Necip Fazıl, “Yeniçeri” adlı kitabında Osmanlı askerî tarihini hep kaynayan kazan şeklinde gösteriyor ve Yeniçeri’yi şiddetle eleştiriyor. Merhum’un tenkitlerini ve Yeniçeri hakkındaki yaygın yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz? (29.40)

-Merhum Necip Fazıl, Türkiye’de tek bir şafağın görülmediği bir dönemde çok faydalı işler yapmış; inananlara ümit kaynağı olmuş, cesur mu cesur bir insandı. (31:00)

-Hazret, üst üste ihtilaller görmüş ve milletin başına inen her balyozu Yeniçeri’den kalma bir alışkanlığın kalıntısı olarak değerlendirmişti. Bu sebeple de, Yeniçeri hakkındaki yorumlarını, -bir açıdan reaksiyon da diyebileceğimiz- bir tepki nazarıyla kaleme almış olabilir. (32:08)

-İlahî ahlakı esas alarak, iyilikleri kötülüklerinin az da olsa önünde bulunan şahıslar ve kurumlar hakkında hep hüsnüzan etmeli ve “hasenâtın seyyiâta rüçhaniyeti cihetiyle” muamele de bulunmalıyız. (35:02)

-Geçmişteki olumsuzluklar hortlatılmamalı ve düşmanlık duyguları asla uyarılmamalıdır. Ebu Cehil, bütün hayatını inananlara düşman olarak geçirmiştir. Fakat, Mekke’nin fethinden bir müddet sonra Müslüman olan Ebu Cehil’in oğlu İkrime’nin (radiyallahu anh) de bulunduğu bir mecliste Ashab-ı Kiram (Allah onlardan razı olsun) arasında Ebu Cehil aleyhinde bazı sözler söylenince, Allah Rasulü (aleyhissalatu vesselam), “Babalarına hakaret etmek suretiyle çocuklarını rencide etmeyin” buyurmuştur. (36:45)

Çaresizler Çaresi - Bamteli 01.02.2010

Posted By admin

Çaresizler Çaresi

Soru: Neml Suresi’nin 62. ayet-i kerimesinde, “Çaresiz kalıp da ıztırar diliyle O’na yalvaranın duasını kabul ederek sıkıntılarını gideren Allah’tan başka kimdir?” deniliyor. Kudreti Sonsuz’un mevcudiyetini vicdanlarımıza duyuran bu ayetin tevhid delili olarak tek başına bile yeteceği ifade edilmişti. Tevhid delili oluşu açısından bu ilahi beyanın izahını lutfeder misiniz?

-“O nesneler mi üstün yoksa, çaresiz kalıp da ıztırar diliyle Kendisine yalvaran insanın duasını kabul buyurarak sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ne de az düşünüyorsunuz!” (Neml, 27/62) mealindeki ayet-i kerime tevhid delili olarak tek başına yeterlidir. (01:02)

-Hadiseler dikkatli bir nazarla değerlendirilse, görülecektir ki: Hemen her mümin, bir musibete maruz kaldığı ve çaresizlikle kıvrandığı anlarda samimi bir kalble Cenâb-ı Hakk’a yönelince “nur-u tevhid, sırr-ı ehadiyet içinde inkişaf etmiş” ve özel bir iltifatla onun dertlerine de derman gönderilmiştir. (02:20)

-Her şeyin bitip tükendiği anda kırık kalbini Cenâb-ı Hakk’a tevcih edip, gönlünü ve bütün hissiyatını Allah’a yönelterek yalvardığın an Mevlâ’nın sana da cevap verdiğini göreceksin. Şartlarına riayet ederek yapacağın duaya, Cenâb-ı Hakk’ın “cemali tecelli” ile icabet ettiğini ve bu icabetlerin O’nun varlığına güneş gibi parlak deliller olduğunu anlayacaksın. (05:25)

-Hazreti Adem’den (aleyhisselam) günümüze kadar her dönemde, Hak dostları en zor şartlar altında ızdırar diliyle Cenâb-ı Hakk’a teveccüh edince çok geçmeden kara bulutlar dağılmış ve Allah Teâlâ o salih insanları yeryüzünde denge unsuru kılmıştır. (06:44)

-Sebepler içinde yüzerken o esbâbı görmemek ve onlara takılmamak çok zordur. Artık yapılacak hiçbir şey kalmayınca -tabii olarak- Mevlâ-yı Müteâl’e tam teveccüh gerçekleşir ve hâlis tevhide erilir. (13:51)

-Allah Teâlâ insanları çeşit çeşit imtihanlarla pek çok potadan geçirir, onları arındırır ve emanete ehil hale getirir. Ahirzamanda da dini temsil emaneti -sıradan kimselere değil- velilik ile serfiraz kullara tevdi edilecektir. (16:40)

-Yeryüzünde “halife” olmanın manası; Zat-ı Ulûhiyet namına eşya ve hadiselere müdahaledir. Allah tarafından yaratılan kâinatı, değişik dönemler ve şartlar itibarıyla, zamana uygun bedii zevk ve enginliklere göre yeniden şekillendirmek demektir. (19:30)

-Allah’ın lütuflarını düşünerek O’nu çok sevmeli ve O’nun nimetlerini nazara vererek kalblerde O’na karşı alâka uyarmalı. (20:37)
Çay Faslından Hakikat Damlaları (22:23)

-Merhum Hacı Kemal’in recası… “Benim gibi bir garibi Allah cehenneme koyacak da ne olacak!..”(23:28)

-Kalbin Allah ile irtibatını sağlayan ve devam ettiren musibetler aslında birer nimettir; evet, O’na yönlendiren musibetler “musibet kıyafetli nimetler”dir. (27:15)

-Dermanı derdin içinde aramak lazım. Kalbi tetikleyen ve gözü açan dert, dermandır. Bu manayı dile getiren çok güzel sözler vardır: Bunlardan biri şu mısralardır: Derd-i derunuma derman arardım / Dediler ki; “derttir dermanın senin” / Dergâh-ı dildare kurban arardım / Dediler ki; “canın kurbandır senin.” (31:16)

-Bu dünya, darılma dünyası değil dayanma diyarıdır. Nesimî ve Hallac’ın ölüm anındaki sözleri derdi derman bilmenin ve asla darılmamanın ifadeleridir. (32:51)

-Şahsî haklarımızı herkese helal edebiliriz; fakat hücum okları Allah’a, Rasûl-ü Ekrem’e, dine-diyanete ve koskocaman bir harekete müteveccih ise, ona da “helal olsun” demek terbiyesizlik ve cüretkârlık olur. (35:43)


Zirve100 Toplist

part time iş | yeni bir iş | ek iş ilanları | evde iş imkanı | part time iş | iş kur iş bul | yeni bir iş | ek gelir | para | iş bul kur | iş kur iş ilanı | iş imkanları | part time ek iş | erol marketing sistem | erol lore tekstil | erol çorap pazarlama | iş arıyorum | ek iş arıyorum | ek iş arıyorum | biobellinda | iş veren iş bulan iş kuran forum | mlm nedir network marketing şirketleri | zaman mekan haber video | mp3 kuran ilahi şiir resim |