Posts Tagged ‘üç aylar’

Kırıktesti “Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar” (27.07.2009)

Posted By admin

ümit

Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar

Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı bir şivesi vardır ki, onları yılın diğer aylarından ayırır.. her ayın güzellik ve nefâsetinin zâhirî duygularımızla hissedilip yaşanmasına mukâbil, bu müstesna zaman dilimi kalble ve bâtınî duygularla yaşanır. Bu aylarda gönül dünyalarına yönelen insanlar, iman ve iz’anlarından fışkıran ışıklarla eşyanın perde arkasını süze süze, duygularıyla, içinde ebedî bir ömür sürecekleri firdevslere uyanmış ve ulaşmış gibi olurlar. Onlar için bu aylardaki günler, geceler, hatta saatler ve dakikalar âdeta bir başka büyüyle gelir-geçer; gelip geçerken de derecesine göre herkese mutlaka birşeyler fısıldar.

Bu aylarda zaman hep uhrevî renklerle tüllenir.. insanlar tıpkı öbür âlemin sakinleriymişçesine mûnisleşir ve sırlı bir derinliğe ulaşırlar. Herkes kendi iç derinliklerinden olduğu gibi, varlığın sînesinden de ukbâ buudlu bir şiiri dinler ve yığın yığın hülya ve hatıraların, beklenti ve rüyaların gurup ve tulû’larında dolaşır. Yer yer hüzünlü, zaman zaman da neşeli tedâileriyle üç aylar, bize hem yitirilmiş bir cennetin hasretini hatırlatırlar hem de buğu buğu onu yeniden bulabileceğimiz ümidiyle bütün benliğimizi sararlar. Evet, hayatımızın her dakikasını ayrı bir saadet ve neşeye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hâtıra ve tedâiler, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatlarımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler.

Biraz da üç aylardaki nurların gönüllere sinmesiyle sokaklardaki ışıklar, minarelerdeki mahyalar, her taraftaki rûhânî canlılık ve mabetlere koşan insanların simalarındaki letâfetle dünyadakinden daha çok cennetteki zamanları hatırlatan bu nûrefşan zaman dilimi, kadrini, kıymetini bilenlere ayrı ayrı lezzetler ve zevk-i rûhânîler sunar. Evet o, imanı, İslâm’ı, mabedi ve ibadeti duyup anlayanları; marifet, muhabbet ve ledünnî hazlara açık olanları, değişik dalga boyundaki ışıklarının renkleri, latîf latîf esen havasının incelikleri, uğradığı herkesi büyüleyip geçen zamanın seslerinden toplanmış ve ruhları sarıp okşayan o sonsuz zevk meltemleriyle kucaklar hepimizi.

Hemen her sene zamanın bu altın dilimini idrak edince, âdeta, ötelerin ayn-ı hayat olan o sevimli, neşeli mavimtırak günlerine bir kere daha kavuşur gibi oluruz. Evet, bir kere daha gönül gözlerimizde her yan baharla tüllenir.. her tarafta yeniden hayat köpürür.. dağ-bayır yeşerir ve renklerle kahkaha atar.. çiçekler raksa durur, bülbüller nâralar yağdırır.. ve duygular gülden, lâleden alevlerini alıyor gibi olur. Öyle ki her yanda esen bu umûmî hava gönüllerimizi bir mutluluk vaadiyle kaplar ve bize ne bilinmedik, ne sezilmedik şeyler fısıldar. Hatta hayatları bedbinliğe, karamsarlığa kilitlenmiş insanlar bile bu semâvî şehrâyinden nasiplerini alırlar. Hele günler, o ibadetle derinleşen saatlerini, hayatın gerçek mânâsını terennüm etmek için gönüller üstünde bir mızrap gibi hareket ettirdiğinde, kuş cıvıltıları safvetinde ve bir çocuk neşesi tadındaki ezan dakikalarının cennet güzellikleri kadar tesirli ve bu güzelliklere meftun bir kalb gibi olgun ve dolgun ibadet saatlerinin, Hakk’ı muhatap alma ve Hakk’a muhatap olma mânâsıyla tüten zeberced duyguların zikr u fikirle sînelerimizi coşturan şiiri başlar.. başlar da, varlığın çehresindeki perdeler sıyrılır ve Hakk’a yakın olmanın o kendine mahsus, huzur ve itmi’nan dolu lezzetli, sımsıcak mavi dakikaları bizim olur. Günde beş, haftada lâakal otuzbeş defa, âdeta bir nurdan helezon çevresinde dolaşır, gönüllerimizde mirac fırsatlarına erer ve hep insan-ı kâmil olmanın rüyalarıyla yaşarız.

Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, rağbetlere açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı “merhaba” der ve bir mızrab gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan “Regâib” bir ses ve enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan Mirac ise, tam hazırlanmış ve gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, semâvî düşüncelerle, gök kapılarının gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle gelir. Beraât bu tembihlerle uyanmış ve tetikte bekleyen sînelere kurtuluş muştularıyla seslenir. Kadir Gecesi’ne gelince, bu kadirşinas insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bin aylık bir cehd ile elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar ve onları afv u mağfiret meltemleriyle sarar.

Üç ayların bu olabildiğince tatlı ve imrendiren sıcaklığı, imanlı gönüller için gece-gündüz demeden devam eder. Her gün bütün parlaklık ve canlılığıyla bereketlerini başımıza boşalttıktan sonra gidip ufka kapanınca, arkadan yepyeni, âsûde ve buğu buğu güzellikleriyle bir başka sabah tulû’ eder.. gönüllerimizi dolduran, iç âlemlerimizde gizli gizli birşeyler örgüleyen hüşyar gönüller için oldukça hülyalı bir sabah..

Receb ayının girmesiyle Rahmeti Sonsuz’a karşı duâ, niyaz, hamd u senâ ve tam bir teyakkuzla hazırlığa geçen ruhlar, ayın sonuna doğru ötelere uyanmış gibi tam bir temâşâ zevkine ererler.. ererler de hemen herkesin dili, edâsı, üslûbu değişir ve çehrelerini bir heybet, bir haşyet ve bir ümit sevinci bürür. Herkes daha ziyade kalb diliyle konuşmaya başlar.. beşerî sertlikler daha bir yumuşar.. ve bunlar arasında bir hayli insan, mirac yapacakmışçasına bütün dünyevî ağırlıklarını atar ve âdeta ruh hiffetine ulaşır. Derken Hakk’a yönelmiş bu insanların gönüllerinden taşan nûrâniyet ve sîmâlarındaki rengârenk incelik en katı kalbleri dahi yumuşatacak ve rikkate getirecek ölçülere ulaşır.

Receb ayının girmesiyle, her zaman ayrı bir derinlikle tüllenen geceler, daha bir büyülü hal alır ve herkese ne dâhiyâne düşünceler ilham ederler. Hele, ondaki bu gecelerin ötelere açık menfezleri sayılan kutlu zaman parçaları, her zaman bize, gönüllerimize benzeyen emeller ve cennet duygularıyla coşan hülyalar aşılarlar.. aşılarlar da, sonsuzluk arzularımızı kucaklar ve ruhlarımıza yeni yeni rüyaların kapılarını aralarlar. Hemen her gece benliğimizde uyukluyor gibi sessiz sessiz duran hislerimizi uyarır ve bize dünyadakinden daha derin saadet düşünceleri ilham ederler.

Kitaplarda “Şehrullâhi’l-Muazzam” diye geçen Şaban ayını, bütün varlığa ve benliğimize sinmiş bir lezzet gibi duyar ve gönüllerimizin ümide, beklentiye, uhrevî güzelliklere kaydığını hisseder gibi oluruz. O, gecesiyle-gündüzüyle, insana Ramazan besteli büyülü bir mûsıkî gibi tesir eder.. ve kendisine sığınanları semâvî kollarıyla sarar.. bir anne şefkatiyle kucaklar ve onları rahmetin enginliklerinde dolaştırır. Onu kendi ruhuyla idrak edenler için, sanki zaman delinmiş de, duygularımıza zamanüstü âlemlerden birşeyler akıyor gibi olur. Öyle ki, herkes onun aydınlık dakikalarında ve onu duymanın enginliklerinde bir adım daha atsa, kendini, bir sihirli merdivene binip ötelere yürüyecekmiş gibi sanır. Hemen her gün, her gece, her saat ve her dakika fıtratlarımızdaki gizli sonsuzluk arzusu ve ebediyet düşüncesiyle kim bilir kaç defa ötelere ihtiyacımızı hisseder ve bu Allah ayının araladığı menfezlerle emellerimizi temâşâya koşarız.

Derken sımsıcak, olabildiğince yumuşak ve hummalı dakikalarıyla Ramazan ufukta belirir.. vicdanlar teyakkuza geçer, bütün gönüller uyanır, bütün duygular coşar.. ve insanlar oluk oluk mabede akar; oradan da Rabbe yürürler. Ramazan’ın gelmesiyle ruhunun râbıtaları daha bir güçlenir.. uhrevî arzu ve emeller daha bir köpürür; köpürür ve duygular üzerine bir mızrap gibi inip kalkan bir Ramazan mülâhazası, inanmış sîneleri aşkla, şevkle coşturur ve onların ruhlarında âdeta yangınlar meydana getirir. Denebilir ki, Ramazan senenin en nurlu, en içli, en tesirli, en lezzetli günleri ve ledünnî hayatımızın da en önemli bir iç dinamizmi olarak bütün benliğimize siner ve bize en uhrevî hazlar yaşatır. Çarşı-pazar ve sokakların görüntüsü ötelere ait duygularla köpürür. Minarelerin solukları gönüllerde Kur’an hüznüyle yankılanır.. mabetler ışıktan fistanlara bürünür ve imanlı gönüllerin avazlarıyla inler. Evden mabede, mabetten mektebe her yerde Hakk’a yönelişin sevinç ve itmi’nânı yaşanır.. ibadetle şahlanan sîneler, bütün güzelliklerini ortaya döker.. en mahrem çizgileriyle iç dünyalarından kopup gelen aşklarını, şevklerini haykırırlar. Bu insanlar, güya “vuslata hazırlanın” emrini almış gibi her geceyi bir “şeb-i arus” arefesi sayar ve her günü de engin bir vuslat duygusuyla geçirirler.

Evet, Ramazan’daki her seste bir başlangıç vaadi, her solukta bir kurtuluş ümidi nümâyândır. İftarlar, bize bir kısım sırlar fısıldar ve ufkumuzda büyük buluşmanın çağrışımlarıyla tüllenirler.. teravihler ümit dünyamıza neler neler vaadederler.. geceler, âdeta nazlı bir gelin edâsıyla bize harem kapılarını aralar ve vâridâtın her türden dalga boyuyla ışık olur gönüllerimize akarlar.. imsaklar tıpkı vapur düdüğü, uçak sesi ve füze tarrakalarıyla tınlar ve Dost’a vuslat yolunda bir gece yolculuğunu salıklarlar… Nihayet upuzun bir gün, o tatlı buluşmanın telaşlı ama dikkatli, heyecanlı fakat ümitle dolu saatleriyle gelir her yanımızı sarar.

Ramazan’da hayat o kadar derin ve anlamlıdır ki, konuşulan her söz, duyulan her ses insana, onun gönlünden fışkıran bir besteymiş gibi gelir; gelir de en tatlı nağmeler halinde duygularımız süzülmeye başlar. Her zaman ruhun bir tomurcuk gibi açılmasına ve benliğin derinliklerinde uyuyan duyguların uyanmasına vesile olan ve bizi en büyüleyici, en enfes hülyalar âleminde dolaştıran Ramazan, hepimizi ta iliklerimize kadar bir aşk u şevk ve bir vuslat ihtiyacıyla yoğurur ve gönüllerimize gerçek hayatın neşvesini duyurur.

Ramazan’da tam azığını alabilen herkes, burada elde ettiklerinin ötesinde, yürüdüğümüz bu nurlu fakat biraz buğulu yolun sonunda, hep özleyip durduğu bir ebedî saadetin var olduğunu anlar ve bütün benliğiyle O’na yönelir. Evet, her iftar ve her imsakta insan, kendine yepyeni bir vuslat kapısının aralandığını seziyor gibi olur ve iki adım ötede daha çaplı ve daha büyüleyici bir buluşma ihtiyaç ve ümidini duyar; duyar da bir tarafta gurbet ve yalnızlık, diğer tarafta da beklenti ve hülyalar onları daha engin bir büyü ile sarar ve hakîkî aşkın derinliklerine çeker. Öyle ki, onların sînelerinin enginliklerinde olduğu gibi, mekânın sonsuzluğunda da her şeyin aşk etrafında cereyan ettiğini duyar ve kendilerinden geçerler. Kadın-erkek, genç-ihtiyar, zengin-fakir bütün mü’minler, kendi idrak seviyelerine göre, Ramazan’da önemli bir hazırlık dönemi yaşar; sonra da hiç bitmeyecek bir yol mülahazasıyla hep Allah’a yürüyor gibi olurlar…

(Not: Üç ayların gerektiği ölçüde duyulamadığı ve bu mübarek günlerin bereketinden yeterince istifade edilemediği endişesiyle nazara verilmesi uygun görülen bu yazı, “Yeşeren Düşünceler” adlı kitaptan iktibas edilmiştir ve bu haftaki Bamteli bölümümüzde yer alan sohbetle beraber müzakere edilmesinin çok yararlı olacağı düşünülmüştür. – Editör B.B.)

Kutlu Geceler: Kandillerimiz

Posted By admin

Rahmet ve mağfirete vesile olan üç aylara girmek üzereyiz. Recep, Şaban ve Ramazan-ı Şerif ve bu aylar içerisinde bulunan Regaib, Mi’rac, Berat ve Kadir geceleri ilâhî feyiz ve bereketle bezenmiştir. Bu feyizli gecelerden ilki olan Regaib Kandilini bu ayda idrak edeceğiz.

Kandiller, yıldızların semayı aydınlattığı gibi yüreklerimizi aydınlatan gecelerdir. Bu geceler, kendini bilmenin ve bir beşer olarak ilâhî kudret karşısındaki acziyetimizin şuurunda olarak taat, ibadet ve şükürlerimizi artırmanın bir vesilesidir.

Kandillerin bizlerin için önemli yönlerinden biri modernleşmenin beraberinde getirdiği yalnızlaşmaya neşter vurmasıdır. Bu günlerde hayat paylaşılır, hatırı sorulmayan dostların, arkadaşların, akrabaların, anne ve babalarımızın hatırları sorulur, gönülleri alınır, ziyaretler yapılır, uzakta olanlara telefonlar edilir, mesajlar çekilir.

Gün geçtikçe modern insan yalnızlaşıyor ve hayatın keşmekeşliği içerisinde yüzünü sürekli dışarıya, geçici olana, akıp gitmekte olana fazlasıyla döndürmekte; öze dönüşünü ihmal etmekte ve gönlünü arındırmak için içe dönük bir bakış yapmamakta, iç kritikte bulunmamaktadır. Kendini sorgulamamanın bedelini ise, çok ağır ödemektedir.

Çünkü insanı sadece dünyevî varlık ve maddî güçler mutlu kılmamaktadır. Allah’a sığınmanın, O’nun emirlerine boyun bükmenin verdiği hazzı ona hiçbir şey verememektedir. Allah’ın kulu olduğu bilincinden yoksunluk ve Allah’ı unutma ve hayatın dışında tutma çabaları ve O’na karşı kulluk borcunu umursamama, insanı Allah’ın inayet ve engin rahmetinden uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Bir başka anlatımla, etrafını kuşatan bunca kanıta ve kendisine verilen akıl nimetine rağmen Allah’ı unutan, O’na kul olma idraki içinde olmayan insan, ilâhî rahmetten uzaklaşarak gerçek anlamda kendine yabancılaşmakta, hayatın anlamını kaybederek, ömrünü beyhude bir biçimde tüketmekte ve ahirete hazırlıksız olarak gitmektedir.

Ayrıca insan davranışlarında merkezi konumda olan kalbin ihmal edilişi, beraberinde kalbî kirliliği getirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de kalbi kirliliğin sebebinin günahlar oldu şöyle ifade edilmektedir: “Hayır! Bilâkis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir” (Mutaffifin, 14) Ayette geçen “kalp kirlenmesi” tabirini, Hz. Peygamber (s.a.s.) de: “Kul bir günah işlediğinde, kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahından tevbe edip uzaklaşırsa kalbi saydamlaşır. Eğer tevbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, o siyah nokta artar ve kalbi istila eder?” (İbn Mace, Zühd, 29) diye açıklamaktadır.

Bu kirlilik sadece kalpte kalmamakta, dışarıya bencillik, şehvetperestlik, merhametsizlik, sahtecilik olarak yansımaktadır.

Bu niteliklere sahip insan, sadece kendi yüreğini tüketmekle kalmamakta; yol açtığı zararlı davranışlarıyla da diğer insanları üzmekte ve yüreklerini sızlatmaktadır.

Aslında ızdırap, acı ve ağrı içerisinde inleyen hastanın ilâç ve doktoru beklediği gibi katılaşmış ve bütün hücreleri zifiri karanlık içerisinde bulunan yürekler, bu hallerinden kurtulmak için bir menfez aramaktadır. Tabiî ki insanın bu vurgun, kaos ortamından kurtulması için bir karar vermesi, nefsini aşması gerekiyor. Karar verenler için duaların kabul olacağı kutlu anlar gerekiyor. İşte bu kutlu anların yoğun olduğu zamanlar, üç aylar ve içerisindeki kandil geceleridir.

Kandil geceleri, huzuru arayan bir yürek için bir imdat çağrısı ve kurtuluşudur.

Kandil geceleri, hayata beyaz yeni bir sayfa açmaktır. Bu geceler, yüreklerimizin bir menfezidir. İlâhî rahmet, bir menfez bulup yüreklerimize düştüğünde; kararmış, katılaşmış, kılıflara bürünmüş kalplerde dönüşüm başlıyor, nefis Rabbiyle barışıyor, insan gerçek huzura ve doyuma ulaşıyor. Davranışlarımızda güzellikler, salih ameller ortaya çıkıyor.

Bütün bu güzellikler kandil gecelerinde yakılan bir tevbe kıvılcımıyla kendini gösteriyor. Tevbe küllî bir arınma, yıkanma sürecidir. Tevbe, Yüce Allah’ın tertemiz verdiği yürekleri, Ona salim bir şekilde arz etme çabasıdır. Bunun için yüreklerimizde şirk ve küfürden, cehalet ve kötü huylardan bir eser olmamalıdır. Günahtan arınmış bir yürekle huzura çıkmak en büyük tutkumuz olmalıdır. Zira Yüce Allah huzuruna temiz bir kalp ile çıkmamızı istemektedir. (Şuara, 89)

Ancak bu gecelerde yapılacak tevbe öncesi hazırlıklarımız da olmalıdır. Önce yediğimiz ve içtiğimizin arı duru helâl olup olmadığına bakmalı, hak ve hukukunu çiğnediğimiz gönüllerle barışmalıyız. Ardından Yüce Allah’ın ardına kadar kadar açık rahmet kapısının eşiğine varıp, yanık bir gönülle, mümkünse dualarımızı gözyaşlarıyla süsleyerek, zihnimizde tekrar günahlara dönme düşüncesi olmadan, bin bir nedamet içerisinde, dilde kalmayan yüreğe inen bir tevbe yapmalıyız. Zira Yüce Allah: “Allah tevbe edenleri, arınanları ve tertemiz olanları sever.” (Bakara, 222)

Böyle bir tevbe, Allah’ın af ve mağfiretini celp edecek, arınmış arı duru bir yürekle ertesi güne uyanmamıza sebep olacaktır.

Nice ihlâsla Yüce Allah’a yönelen Müslümanın yürekleri bu kutlu gecelerde istikamet bulmuş ve nice zamandır boş bıraktığı namaz saflarındaki yerini almasına vesile olmuştur.

Bu itibarla; kandil geceleri kalpleri onarmanın güzel bir zamanı? Nefis muhasebesi yapmamız için altın fırsat. Çünkü malayani ve dünyanın meşgalesi, bize bu nefis muhasebesini yapmamızı unutturuyor. Bu geceler, dünya kendimizle baş başa kalıp, nefis muhasebesi yapmamız için çok büyük bir imkândır. Bir gece de olsa kandiller, dünya gailelerinden zihnimizi uzak tutmak için güzel bir fırsat.

Nefis muhasebesi, Yüce Allah’la iletişimimizi sorgulama; geçmişimizi, içinde bulunduğumuz durumu, geleceğimizi gözden geçirmedir. Kendimizle hesap günü gelmeden önce hesaplaşmaktır. Manevî kayıplarımıza nedamet, yaptığımız ibadetlerin ilâhî rahmete vesile olup olamayacağını tefekkürdür.

Bu muhasebe neticesi, içinde bulunduğumuz nokta ile ilâhî rıza arasındaki açı farkı tespit edilerek, artılar eksiler çıkarılır ve bir değerlendirme yapılır. Eksiler ve eksiklerimiz var ise, ölüm gelip çatmadan önce bir an evvel hayatımıza istikamet kazandırmak için bir telâfî programı hazırlamalı, günahla yaralanmış yüreğimizi, hücrelerimizi tevbe ile onarmalı ve bu arınmadan sonra sürekli ve istikbalimizin ilâhî rızaya muvafık olması için son nefesi teslim edinceye değin gayret sarf etmeliyiz. Çünkü sık sık nefis muhasebesi yapıp, ilâhî rotadan şaşmayan bahtiyar kalpler, nedamet ve yakınma içerisinde olmadan, saf bir yürekle bu fânî âlemden, ebedî âleme mutlu ve kazançlı gideceklerdir.

Günlük hayatın rutin telâşları içinde özeleştiriye hiç fırsat bulamadan, farkına bile varmadan dünyaya veda ediş, ne kadar acı… Ne büyük bir kayıp?

Bunun için kandil geceleri hayatımızda bir ab-ı hayat, dirilik iksirimiz olsun. Bu geceleri evlerimize, sokaklara ve bütün yüreklere taşıyalım. Eşimize, çocuklarımıza, komşularımıza ikramlarla bulunarak kandil günlerini renklendirelim. Aramızdaki sevgi bağını, dayanışma ruhunu güçlendirelim. Kırgın gönülleri barıştıralım. Elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açalım. Cemaatle namaz kılarak cemaat olmanın ve anne-baba çocuklar birlikte saf tutarak aile olmanın bilincine vararak yüreklerimiz Yüce Yaratıcıyla buluşmanın huzurunu yaşasınlar.

Nice birlik ve beraberlik içinde af ve mağfirete vesile olan kandillere…

Not: Bu yazı, Diyanet  Aylık Dergi 2005 Ağustos sayısında yayınlanmıştır.


Zirve100 Toplist

lorems tekstil marketing | erol marketing | düşün ve başar | işkur iş ilanları | evde ek iş imkanı | mlm network marketing sistem | ek iş arıyorum | biobellinda | lorems | zaman mekan | en iyi kaliteli hosting | lorems |